İlintileri gizle | Klavye Kestirmeleri

  • Vasatın Kardeşliği ve Kültür Başkenti İstanbul

    ali riza esin 15:57 - 26 Şubat 2010 | 2 ilişim | Ses

    Hangi kültürden bahsediyoruz? Küllü geçmiş zaman kültürü, karşılaştırmaya yarayabiliyor ama önemli olan yaşayan kültür değil mi? Üstüne yatmakla kalmayıp geçmişi yaşatabilecek de o, üstüne yeni şeyler ekleyebilecek de. Yaşanan kültür. Bizi besleyen veya maruz kaldığımız kültür. Yapabiliyor mu?

    İstanbul şimdi hangi kültürün başkenti? Devamı da var…

     
    • MugeCerman 16:16 - 26 Şubat 2010 ilişim

      Ellerine sağlık Ex Üstadım hem içim acıdı okurken hem de hayranlıkla yutuverdim satırları. Teşekkürler yazdığın ve paylaştığın için.

    • sunipeyk 19:52 - 27 Şubat 2010 ilişim

      Harika yazı hocam. Ellerine sağlık.

  • İyi geliştirmeler

    ali riza esin 16:56 - 14 Şubat 2010 | 0 ilişim | Ses

    “Tüm kötülüklerin anası internet!”

    Bunu yazalım bir kere en başa. Peki, öyle mi? Yoksa bu, bunun uyarlandığı ve buna uyarlanabilecek başka şeyler gibi pörsümüş kuralları, köhnemiş krallıkları yıkma tehlikesine karşılık aslında asıl “kötülüklerin” lehine uydurulmuş, onlar için işleyen bir laf mı sadece?

    Kendini şefkatiyle var etmeye değil, şiddetiyle yok etmeye motive etmiş, neredeyse insanlık tarihi kadar eski, gizli kapaklı, sansürcü bir yönetim anlayışının harcıdır aslında “iyi” ve “kötü” kavramları. Devamı da var…

     
  • Ya Önce Ya Hiç

    ali riza esin 00:47 - 11 Şubat 2010 | 0 ilişim | Ses

    yalnızlığın
    şimdisi olmaz
    sonrası olmaz
    öncesizliğin

     
  • Sert Ge

    ali riza esin 01:24 - 31 Ocak 2010 | 1 ilişim | Ses

    gelir ve gider
    gezici servisleri hayatın
    gerçek arkadan yetişir nasılsa
    giden geleni yaşatır

     
    • Aslı 02:23 - 31 Ocak 2010 ilişim

      Budur…

  • Kuş Uykusu

    ali riza esin 01:10 - 31 Ocak 2010 | 0 ilişim | Ses

    uyuya dalmışım
    üstüm açık
    şeytan dona kalmış
    hayallerim üşümüş
    suya salmış düşlerimi
    melekler
    haber getirmiş
    bir masal uzaklardan
    denizler gezmiş
    ülküm yükselmek
    ileri gitmekmiş

     
  • Sansürlü yazı, sesi kısılan Nişanyan

    ali riza esin 11:52 - 08 Ocak 2010 | 4 ilişim | Ses

    Sevan Nişanyan’ın kendi blogu haricinde hiç yayımlanmamış ve Taraf gazetesinden kovulmasına neden olan “Sansür” başlıklı yazısı… Bu olmuş, bitmiş bir hadiseymiş, yeni haberim oldu. Yorumsuz yayımlama niyetindeydim ama şunları da söylemek geçti içimden:

    Taraf, adı üstünde, bir “şey”den yana olan, taraf olan bir gazete. Taraf olmanın haricinde “safların belirginleşmesine” ön ayak olmak gibi de bir tavır geliştirmiş oldular doğal olarak; bence bilinçli olarak. Yana oldukları veya karşı oldukları şeyin, şeylerin üzerinde duracak değilim. Sevan Nişanyan’ın gazeteden kovulması hadisesini şaşkınlıkla karşıladığım kadar, yazısının yayımlanmamış olmasını günümüz dünyasında yaşayan biri olarak normal bulduğumu söyleyebilirim ancak.

    Normal bulmuş olmam kabul ettiğim anlamına gelmemeli; bir çeşit itiraz niyetine buraya aldım zaten. Nedenim ise, radikal söylemleri, çıkışları ve tartışmalı haberleriyle gündem yaratmaya soyunmuş, tarafgirliğiyle belirli bir politika güden bir yayın organının, bu gücün kendinden daha büyük bir erk tarafından elinden alınmaması için tedbirli davranmasının doğal gelmesi bana. Çünkü tek bir yazı yüzünden başları derde gireceğine, hep savunageldikleri demokratik, özgürlükçü, –temel değerlerine bakarak– sansür karşıtı tavırlarından ödün vermeleri, “büyük” davalarını gütmeye devam etmeleri adına, kendileri adına akılcı bir davranış, benim gibiler karşı olsa da.

    Söz özgürlük ve demokrasiden geçince, Ahmet İnan aforizmalarından biri geldi hemen aklıma. Nişanyan, yazısını alıntılama yöntemim için beni bağışlasın, giriş yazımı bağlayabilmem adına buraya ondan önce almak istedim, onun yazısıyla bir ilgisi yok; kovulduğu “yerin” genel tavrına karşılık sayılabilir ancak:

    “Bu ülke, cumhuriyetin dayandığı temel değerlerin altını oyarak, bir Avrupa ülkesi, bir dünya ülkesi olacakmış. Özgürlükçü aydın kardeşlerim buyuruyor. Hangi Avrupa’nın? Hangi dünyanın ülkesi olacağız? Özgürlüğün paradokslarını unutmayalım: Özgürlük de tıpkı demokrasi gibi makyaj malzemesi olarak kullanılabilen bir kavramdır. Özgür ruhların işidir. Özgürlük, ülkesinin toprağında kökleri olan, toprağın manevi anlamına saygı duyan insanlara kendini açar.”

    “Bu yazıdan sonra kıyamet koptu…

    Censeo (değer biçmek, takdir etmek) fiilinden censor (/kensor/) eski Roma’da hem nüfus idaresi hem ahlak zabıtası görevi yapan bir yüksek görevlinin adı. Yaptığı işin adı censura (/kensura/).

    Latincenin Kuzey Frengistan vilayetindekonuşulan taşra lehçesinde bu kelimenin telaffuzu ikibin yılda tanınmayacak derecede değişmiş. İnce sesliye bitişen /k/ sesi önce /ts/ sonra /s/ diye söylenir olmuş. Geniz /n/sine bitişen /e/ sesi ağzın gerilerine doğru kaçıp /a/ olmuş. /U/ sesi incelip /ü/ halini almış. Kelime sonundaki –a dişil eki de önce /e/ olmuş, sonra eriyip gitmiş. Modern Fransızca sözcük halâ aslına yakın bir şekilde censure yazıldığı halde /sansür/ diye okunuyor.

    Türkçeye gazetenin icadından hemen sonra sansür de gelmiştir. Kelimenin 1900 civarından daha eski örneğini bulamadım henüz, ama tahmin ederim 1865’lerde Tasvir-i Efkâr’ın hükümetle başı derde girdiğinde Babıali’de birileri “fekat bu censure’dür azizim” diye mırıldanmıştır.

    ***

    Şimdi diyorlar ki memlekete özgürlük geldi. Doksan seneden beri tabu olan şeylerden bile artık serbestçe bahsedebilirsin.

    Ama bir de ne görelim? Bu sefer başka şeyler sansüre tabi olmuş. Orduya, devlete, Yüce Manitu’ya istediğini söyle serbest, ama iş İlkçağ Arap mitolojisini sorgulamaya geldi mi orada dur diyorlar.

    Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış!

    Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde.”

    Sevan Nişanyan

     
  • La

    ali riza esin 11:13 - 05 Ocak 2010 | 0 ilişim | Ses

    Dilim varmıyor…

    Onu bir arkadaşım sayesinde tanıdım; onu ve müziğini, sesini. Sesinin rengindeki tarif edemediğim bir derinlikti, renklilikti, saflıktı, hinlikti, muziplikti, başka başka şeylerdi sevdiğim; duyar duymaz yakalamıştı beni ve bırakmadı, duruyor, yaşıyor halen içimde; dinleye dinleye, duya duya artık ezberim haline gelen seslerle, sesine eşlik eden müzikleriyle. Gücüyle, kabulleriyle, itirazlarıyla, isyanlarıyla. Ben var oldukça yaşamaya devam edecek ve başkaları elbette. Biz olmasak da yaşayacak. Sevgi ölmez ki!

    İnsanın, insanların kendinden saydığı şeyler ölmez ki…

     
c
yeni bir yalan söyle
j
sonraki yalan/sonraki ses
k
önceki yalan/önceki ses
r
cevap-veri-yorum
e
düzenle
o
yorumları göster/gizle
t
asansör
esc
iptal