gelir ve gider
gezici servisleri hayatın
gerçek arkadan yetişir nasılsa
giden geleni yaşatır
İlintileri gizle | Klavye Kestirmeleri
-
Sert Ge
ali riza esin
-
Kuş Uykusu
ali riza esin
uyuya dalmışım
üstüm açık
şeytan dona kalmış
hayallerim üşümüş
suya salmış düşlerimi
melekler
haber getirmiş
bir masal uzaklardan
denizler gezmiş
ülküm yükselmek
ileri gitmekmiş -
Sansürlü yazı, sesi kısılan Nişanyan
ali riza esin
Sevan Nişanyan’ın kendi blogu haricinde hiç yayımlanmamış ve Taraf gazetesinden kovulmasına neden olan “Sansür” başlıklı yazısı… Bu olmuş, bitmiş bir hadiseymiş, yeni haberim oldu. Yorumsuz yayımlama niyetindeydim ama şunları da söylemek geçti içimden:
Taraf, adı üstünde, bir “şey”den yana olan, taraf olan bir gazete. Taraf olmanın haricinde “safların belirginleşmesine” ön ayak olmak gibi de bir tavır geliştirmiş oldular doğal olarak; bence bilinçli olarak. Yana oldukları veya karşı oldukları şeyin, şeylerin üzerinde duracak değilim. Sevan Nişanyan’ın gazeteden kovulması hadisesini şaşkınlıkla karşıladığım kadar, yazısının yayımlanmamış olmasını günümüz dünyasında yaşayan biri olarak normal bulduğumu söyleyebilirim ancak.
Normal bulmuş olmam kabul ettiğim anlamına gelmemeli; bir çeşit itiraz niyetine buraya aldım zaten. Nedenim ise, radikal söylemleri, çıkışları ve tartışmalı haberleriyle gündem yaratmaya soyunmuş, tarafgirliğiyle belirli bir politika güden bir yayın organının, bu gücün kendinden daha büyük bir erk tarafından elinden alınmaması için tedbirli davranmasının doğal gelmesi bana. Çünkü tek bir yazı yüzünden başları derde gireceğine, hep savunageldikleri demokratik, özgürlükçü, –temel değerlerine bakarak– sansür karşıtı tavırlarından ödün vermeleri, “büyük” davalarını gütmeye devam etmeleri adına, kendileri adına akılcı bir davranış, benim gibiler karşı olsa da.
Söz özgürlük ve demokrasiden geçince, Ahmet İnan aforizmalarından biri geldi hemen aklıma. Nişanyan, yazısını alıntılama yöntemim için beni bağışlasın, giriş yazımı bağlayabilmem adına buraya ondan önce almak istedim, onun yazısıyla bir ilgisi yok; kovulduğu “yerin” genel tavrına karşılık sayılabilir ancak:
“Bu ülke, cumhuriyetin dayandığı temel değerlerin altını oyarak, bir Avrupa ülkesi, bir dünya ülkesi olacakmış. Özgürlükçü aydın kardeşlerim buyuruyor. Hangi Avrupa’nın? Hangi dünyanın ülkesi olacağız? Özgürlüğün paradokslarını unutmayalım: Özgürlük de tıpkı demokrasi gibi makyaj malzemesi olarak kullanılabilen bir kavramdır. Özgür ruhların işidir. Özgürlük, ülkesinin toprağında kökleri olan, toprağın manevi anlamına saygı duyan insanlara kendini açar.”
“Bu yazıdan sonra kıyamet koptu…
Censeo (değer biçmek, takdir etmek) fiilinden censor (/kensor/) eski Roma’da hem nüfus idaresi hem ahlak zabıtası görevi yapan bir yüksek görevlinin adı. Yaptığı işin adı censura (/kensura/).
Latincenin Kuzey Frengistan vilayetindekonuşulan taşra lehçesinde bu kelimenin telaffuzu ikibin yılda tanınmayacak derecede değişmiş. İnce sesliye bitişen /k/ sesi önce /ts/ sonra /s/ diye söylenir olmuş. Geniz /n/sine bitişen /e/ sesi ağzın gerilerine doğru kaçıp /a/ olmuş. /U/ sesi incelip /ü/ halini almış. Kelime sonundaki –a dişil eki de önce /e/ olmuş, sonra eriyip gitmiş. Modern Fransızca sözcük halâ aslına yakın bir şekilde censure yazıldığı halde /sansür/ diye okunuyor.
Türkçeye gazetenin icadından hemen sonra sansür de gelmiştir. Kelimenin 1900 civarından daha eski örneğini bulamadım henüz, ama tahmin ederim 1865’lerde Tasvir-i Efkâr’ın hükümetle başı derde girdiğinde Babıali’de birileri “fekat bu censure’dür azizim” diye mırıldanmıştır.
***
Şimdi diyorlar ki memlekete özgürlük geldi. Doksan seneden beri tabu olan şeylerden bile artık serbestçe bahsedebilirsin.
Ama bir de ne görelim? Bu sefer başka şeyler sansüre tabi olmuş. Orduya, devlete, Yüce Manitu’ya istediğini söyle serbest, ama iş İlkçağ Arap mitolojisini sorgulamaya geldi mi orada dur diyorlar.
Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış!
Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde.”
Sevan Nişanyan
La
ali riza esin
Dilim varmıyor…
Onu bir arkadaşım sayesinde tanıdım; onu ve müziğini, sesini. Sesinin rengindeki tarif edemediğim bir derinlikti, renklilikti, saflıktı, hinlikti, muziplikti, başka başka şeylerdi sevdiğim; duyar duymaz yakalamıştı beni ve bırakmadı, duruyor, yaşıyor halen içimde; dinleye dinleye, duya duya artık ezberim haline gelen seslerle, sesine eşlik eden müzikleriyle. Gücüyle, kabulleriyle, itirazlarıyla, isyanlarıyla. Ben var oldukça yaşamaya devam edecek ve başkaları elbette. Biz olmasak da yaşayacak. Sevgi ölmez ki!
İnsanın, insanların kendinden saydığı şeyler ölmez ki…
Merhaba Yeni Yol!
ali riza esin
Yeni yıl, yeni yol… Hava hoş, görüş mesafesi yüksek. Sigara molalarım var bir tek, dur bakalım diyecek.
Garage Bach Kelamı
ali riza esin
“Garage Bach” adını verdiğim müzik albümüme girmeye -sonunda yaptığımı beğenebilmiş olmam anlamında- hak kazanan son çalışma. Albüm de bitti, ben de bittim.
Nasıl bestelenmiş o devirde tüyden kömürden kalemlerle, kağıtlarla, kilise orguyla veya klavsenle, olmadı kafandan, hayalinden süzerek; şimdiki akılla sırrına erilmez. Devamı da var…
Benim Annem
ali riza esin
Bugünlerde gösterilen bir reklam var; bana göre oldukça başarılı bir reklam. Bir doktorun minik oğlu, gururla benimkisi şu dedikten sonra arkadaşına soruyor, “senin baban ne iş yapıyor” diye. Baba mesleğini sıradan bulan minik kız hemen ikinci cümlesinde sözü annesine getiriyor ve yaptığı işleri sıralamaya başlıyor, gözleri sımsıkı ve hayranlıkla. Reklam kesilmeden önce “ayakkabı bağlayıcı” dediğini bile duyabiliyoruz. “Mesleği her ne olursa olsun, annelerin yaptıkları anlatmakla bitirilemez” gibi hepimizin hak verebileceği bir gerçekten yola çıkılmış olması çok iyi bir fikir, diğer oyuncuları ve çocuklar, onların çekimlerinden en iyilerini seçip birbirine ekleyen prodüksiyon… Hepsi mükemmel.
Bu reklamdan esinlenen pek çok yazı çıkması muhtemeldir, ben kendiminkini yazmak istedim bugün. Devamı da var…
-
liladreams
O kadar icten ve guzel anlatmissiniz ki, insan annelerimizin onemini bi daha goz onune getiriyor. Gercekten haklari odenemez.
Aslı 02:23 - 31 Ocak 2010 ilişim
Budur…