16 Haz

“İi akshamleaar İstamboul!”

0

İyi akşamlar Jean-Michel!.. Güle güle git, bi’ daha gel!

Dün akşam iyi bir akşamdı. Her akşamdan daha iyi bir akşamdı. Jean-Michel Jarre müziğiyle ve ‘show’uyla renk kattı dün akşama; Kuruçeşme Arena’da.

Turkcell Kuruçeşme Arena’da Jean-Michel Jarre konseri vardı. O ve “saz arkadaşları” sahnedeydi, dört kişilerdi görebildiğimiz kısmında –video ve ‘master’ miksajda artı bir, sahne direktörlüğünde artı bir, altı kişi eder; altı bir. Seçemediklerimi sayamadım.
devamı da var »

16 Haz

İnternette sansüre karşı ortak platform

2

İnternet sansürüne karşı güçlerimizi birleştiriyoruz!

Bilindiği gibi, Haziran 2010 başında İnternetʼte erişim engellemeleri ivme kazanarak sansür baskısını yoğunlaştırdı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığıʼnın (TİB) Youtube engellemesi ile ilgili mahkeme kararını yetkisiz bir biçimde yorumlayarak giriştiği IP bloklaması, bu siteyle aynı IPʼleri kullanan bir çok Google hizmetini erişilmez kılarak tüm internet kullanıcılarını mağdur etti. Ülkemizde kaygı verici bir biçimde yoğunlaşan internet sansürü yeni bir aşamaya geçmiş bulunuyor.
devamı da var »

12 Haz

Pasif Pozitif Konstrüktivizm

0

Gennaration’ın 6. sayı hazırlıkları tamamlanmak üzere. Seçkin bir abone listesine dağıtımı yapılan ve yaratıcı ve uygulayıcı ekibi arasında bulunuyor olmaktan büyük keyif duyduğum Gennaration, “Genna MCG reklam ajansı tarafından yayımlanan aylık reklamcılık gazetesinin ve ona eşlik eden web sitesinin ortak adı.”

Yeni sayıda okurlara bir reprodüksiyon poster hediye edilecek. Gazetenin arka sayfasında 20. yüzyıl başlarındaki ilginç örnekleriyle ekol yaratan Rus posterleriyle ilgili de bir yazı bulunuyor ve posterler sergileniyor.
devamı da var »

29 May

N’oluyoruz Lan Özel

4

Özel istek üzerine (Müge Çerman) notlarımdan derlediğim “Ne oldum deme, n’oluyoruz lan de” serisine devam ediyorum.
devamı da var »

29 May

Olanla ölünmez ulan lan!

1

Aynasında “Aynalardaki şeyler size göründüğünden daha yakındır” yazan bir arabanın içinde, üzerinde “Aşırı sıcaktır ağzınızı yakarsa biz karışmayız” yazan bir kağıt bardakla kahve içerken bulmuşsan kendini, ne oldum deme, n’oluyoruz lan de.
devamı da var »

25 May

Ezoterizm bu deyil!

0

Aslında çoğu film ve dizi senaryolarında kullanılan tanıdık tekniklerin, meraklandırıcı, heyecanlandırıcı, korkutucu, üzücü, sevindirici, şaşırtıcı ve vesaire unsurların, aşktan meşkten, boktan püsürden hadiselerin hepiciğinden harmanlanarak, hesaplı bir tesadüfler zincirinin “güzelce” bağlanmasıyla kotarılmış bir diziydi Lost, şu sıralarda son bölümleri konuşuluyor.

Karanlık çağlardan, antik çağlardan, orta çağlardan, hülasa “bizden” öncesinden bahseden neredeyse her filmin bir bilinmeyeni, bir gizlisi saklısı, bir korkulanı, bir “son rol oyuncusu” olur “yenilecek”. İzlediklerinizi şöyle bir düşünün, bir “canavarı”, bir “şeytanı”, mutlaka uzun kuyruklu bir “ejderi” olmayan kaç tane hikâye hatırlıyorsunuz? Hiç mi masal okumadık?

Lost’un canavarı dumandan bir hortumdu ve en sonunda o da yenilmeliydi bir şekilde, yenildi de. Ama bunun altından oldukça ucuz bir şekilde kalkılmış oldu. Bu kadar uzun soluklu, her biri kırk dakkadan toplamda bilmem kaç saat süren bir dizinin neredeyse iki bölümünde bir görüntüye vereceğiniz bir canavarı planlamak, üretmek kolay bir iş değil, –teknik taraftan biri olarak söyleyebilirim– ucuza halletmişlerdi, kolaylamışlardı, bizler de dizinin “Ohannes” rolündeki oyuncuları olarak ağzımız kapalı izlemiş bulunduk hadiseleri.
devamı da var »

17 May

Hakkıdır hakka tapan milletimin…

0

Ben Baykal ismini ilk defa babamdan duymuştum. Ecevit fanatiklerindendi babam, ondan öncesinde TİP’in eski üyelerinden. Üye dediysem, öyle parti kurucusu olabilecek denli birikime sahip bir fikir adamı değildi, daha çok bir zikir adamıydı; yine de değerli bulurum bunu, kendi dünya görüşüm bağlamında.

O ve onun gibi “solculuğu” yol bellemiş diğer sıradan insanlar yazdılar “Karaoğlan”ı ve “Orta Sol”u dağlara taşlara, çünkü o günlerin CHP’si, dillere ve zihinlere pelesenk olmuş “haksızlıkların” önüne geçebilecekmiş gibi görünen tek kitle partisi görünümündeydi.

Ecevit demek dürüstük demek, Ecevit demek kara kuru ve o sıradan vatandaşlara benzeyen tipte bir insan, yine de okumuş etmiş, iyi yazabilen, iyi konuşabilen, Amerika’ya İngilizce diklenebilen, “gıdığı sarkmamış” biri demekti. “Ecevit Mavisi” demek umut demekti, hele ki İnönü’den sonra.

Ben o zamanlar çocuktum.
devamı da var »

8 May

Münasebepsiz Sevgi

0

Bir önceki girişimin son satırlarında bahsettiğim alıntı aşağıda. Başlığı eski bir yazımdan devşirip “uydurdum”.

 

Kendini güvende hissetme isteği ilişkilerde kaçınılmaz olarak kedere ve korkuya sebep olur. Bu güvence arayışı güvensizliğe davetiye çıkarır. Bugüne kadar herhangi bir ilişkinizde güveni bulabildiniz mi? Bulabildiniz mi? Çoğumuz sevmenin ve sevilmenin verdiği güvenceyi isteriz ama her birimiz kendi güvenliğinin, kendi hayat yolunun peşindeyken sevgi diye bir şey söz konusu olabilir mi? Sevilmiyoruz çünkü sevmeyi bilmiyoruz. devamı da var »

8 May

Bilinenden Kurtulmak

1

Benim yazacaklarım kısa; aslında başka bir yere yazıp unuttuğum notlardı bunlar. Sözü ehline bırakmadan burada da değerlendirmek istedim.

“Aslında bütün genellemeler birer önyargıdır. Önyargı ise insan beyninin konforudur.” cümlelerinden “Önyargı insan beyninin konforudur.” sözünü çekip başka ama işe yarar bir genelleme yapmak istiyorum öncelikle.

“İnsanların sizi yanıltmasına izin verecek derecede önyargılıysanız, yanılsamaya teşnesiniz, iletişime değil”; veya özcesi, “Kendi bildiğinizi okuyor olabilirsiniz, karşınızdakini değil.” demişim bir de ama diyememiş de olabilirim.

Neyi diyememiş olabilirim? Sanırım cevabını aşağıdaki yazı veriyor, oldukça ayrıntılı, açık seçik bir şekilde hem de.
devamı da var »

5 May

Aras için Anneler Günü

0

devamı da var »

2 May

Vasatın şirin görünme çabası

1

Aslında başlığımın sonu “başarısı” diye de bitebilirdi, çünkü görünen o; ama bu yazı tam olarak başlığında söylenen şeyin altını beslemek istiyor.

E, bir şey varsa eğer, bunu bir başlıkla ve altına dizilenlerle yok saymak, olmuş bir şeye olmamış gibi, sanki olmaya devam etmiyormuş gibi “çaba” demek mümkün mü? Sorumdaki “olmaya devam etmek” ifadesine dikkat çekmek istiyorum.

Vasat, vasat olmayanın duvarlarına çarpana değin genişleyebilir elbette, o duvara dayanmışsa aşındırabilir de hatta ama işte ben ona “başarı” değil “başarım” diyebiliyorum ancak. Vasat denen şeyi ben çabalayan haliyle de değil hatta, debelenen haliyle canlandırabiliyorum ancak kafamda.

devamı da var »

28 Nis

Olivia’s Pizzeria keyfimin mekaniği

3

Mekanist.net’e yazmaya kurumsal pazarlama iletişimini de kendi başıma yürütmek durumunda olduğum bir restoran zincirinin halkalarıyla ilgili kayıtlar oluşturmak, internet üzerindeki parmak izlerini arttırmak için başladım; bir yılı aşkın bir süre önce. Yaptığım şey tamamen profesyonelceydi ancak sistemin samimiyet anlamında amatörlüğüne gölge düşürmemek için de daha önce yiyip içtiğim başka mekânlardan da bahsetmek ihtiyacı duydum o günlerde. O ihtiyacı duymamın nedenlerinden biri de, benzeri yabancı sistemlerden aşağı kalır bir yanı bulunmayan bu girişime kalemimin yettiği kadarıyla da olsa destek vermek istememdi. Yazdığım başka mekân yazıları da öyle oluştu ve Mekanist.net “Gezgin”liğim. Sonra uzunca bir süre yazmadım, işlerimin yoğunluğu engel oldu buna; yoksa Mekanist.net’e yazan halimden hiç de şikayetçi değildim.

Mekanist.net’in ilgilisi, yetkilisi, irtibat halinde olduğum kişi anlamında “her şeyi” sevgili Zeynep Ferah’tan pek çok etkinlik daveti aldım o süre boyunca. Yukarıda geçiştirdiğim nedenlerle hiçbirisine katılamadım. Sonra her şey denk geldi ve ben kendimi Olivia’s Pizzeria’da buldum dün akşam. İyi ki olmuş o buluşma, bu yazı da onun eseri zaten.

devamı da var »