17 May

Hakkıdır hakka tapan milletimin…

0

Ben Baykal ismini ilk defa babamdan duymuştum. Ecevit fanatiklerindendi babam, ondan öncesinde TİP’in eski üyelerinden. Üye dediysem, öyle parti kurucusu olabilecek denli birikime sahip bir fikir adamı değildi, daha çok bir zikir adamıydı; yine de değerli bulurum bunu, kendi dünya görüşüm bağlamında.

O ve onun gibi “solculuğu” yol bellemiş diğer sıradan insanlar yazdılar “Karaoğlan”ı ve “Orta Sol”u dağlara taşlara, çünkü o günlerin CHP’si, dillere ve zihinlere pelesenk olmuş “haksızlıkların” önüne geçebilecekmiş gibi görünen tek kitle partisi görünümündeydi.

Ecevit demek dürüstük demek, Ecevit demek kara kuru ve o sıradan vatandaşlara benzeyen tipte bir insan, yine de okumuş etmiş, iyi yazabilen, iyi konuşabilen, Amerika’ya İngilizce diklenebilen, “gıdığı sarkmamış” biri demekti. “Ecevit Mavisi” demek umut demekti, hele ki İnönü’den sonra.

Ben o zamanlar çocuktum.
devamı da var »

8 May

Münasebepsiz Sevgi

0

Bir önceki girişimin son satırlarında bahsettiğim alıntı aşağıda. Başlığı eski bir yazımdan devşirip “uydurdum”.

 

Kendini güvende hissetme isteği ilişkilerde kaçınılmaz olarak kedere ve korkuya sebep olur. Bu güvence arayışı güvensizliğe davetiye çıkarır. Bugüne kadar herhangi bir ilişkinizde güveni bulabildiniz mi? Bulabildiniz mi? Çoğumuz sevmenin ve sevilmenin verdiği güvenceyi isteriz ama her birimiz kendi güvenliğinin, kendi hayat yolunun peşindeyken sevgi diye bir şey söz konusu olabilir mi? Sevilmiyoruz çünkü sevmeyi bilmiyoruz. devamı da var »

8 May

Bilinenden Kurtulmak

1

Benim yazacaklarım kısa; aslında başka bir yere yazıp unuttuğum notlardı bunlar. Sözü ehline bırakmadan burada da değerlendirmek istedim.

“Aslında bütün genellemeler birer önyargıdır. Önyargı ise insan beyninin konforudur.” cümlelerinden “Önyargı insan beyninin konforudur.” sözünü çekip başka ama işe yarar bir genelleme yapmak istiyorum öncelikle.

“İnsanların sizi yanıltmasına izin verecek derecede önyargılıysanız, yanılsamaya teşnesiniz, iletişime değil”; veya özcesi, “Kendi bildiğinizi okuyor olabilirsiniz, karşınızdakini değil.” demişim bir de ama diyememiş de olabilirim.

Neyi diyememiş olabilirim? Sanırım cevabını aşağıdaki yazı veriyor, oldukça ayrıntılı, açık seçik bir şekilde hem de.
devamı da var »

5 May

Aras için Anneler Günü

0

devamı da var »

2 May

Vasatın şirin görünme çabası

1

Aslında başlığımın sonu “başarısı” diye de bitebilirdi, çünkü görünen o; ama bu yazı tam olarak başlığında söylenen şeyin altını beslemek istiyor.

E, bir şey varsa eğer, bunu bir başlıkla ve altına dizilenlerle yok saymak, olmuş bir şeye olmamış gibi, sanki olmaya devam etmiyormuş gibi “çaba” demek mümkün mü? Sorumdaki “olmaya devam etmek” ifadesine dikkat çekmek istiyorum.

Vasat, vasat olmayanın duvarlarına çarpana değin genişleyebilir elbette, o duvara dayanmışsa aşındırabilir de hatta ama işte ben ona “başarı” değil “başarım” diyebiliyorum ancak. Vasat denen şeyi ben çabalayan haliyle de değil hatta, debelenen haliyle canlandırabiliyorum ancak kafamda.

devamı da var »

28 Nis

Olivia’s Pizzeria keyfimin mekaniği

3

Mekanist.net’e yazmaya kurumsal pazarlama iletişimini de kendi başıma yürütmek durumunda olduğum bir restoran zincirinin halkalarıyla ilgili kayıtlar oluşturmak, internet üzerindeki parmak izlerini arttırmak için başladım; bir yılı aşkın bir süre önce. Yaptığım şey tamamen profesyonelceydi ancak sistemin samimiyet anlamında amatörlüğüne gölge düşürmemek için de daha önce yiyip içtiğim başka mekânlardan da bahsetmek ihtiyacı duydum o günlerde. O ihtiyacı duymamın nedenlerinden biri de, benzeri yabancı sistemlerden aşağı kalır bir yanı bulunmayan bu girişime kalemimin yettiği kadarıyla da olsa destek vermek istememdi. Yazdığım başka mekân yazıları da öyle oluştu ve Mekanist.net “Gezgin”liğim. Sonra uzunca bir süre yazmadım, işlerimin yoğunluğu engel oldu buna; yoksa Mekanist.net’e yazan halimden hiç de şikayetçi değildim.

Mekanist.net’in ilgilisi, yetkilisi, irtibat halinde olduğum kişi anlamında “her şeyi” sevgili Zeynep Ferah’tan pek çok etkinlik daveti aldım o süre boyunca. Yukarıda geçiştirdiğim nedenlerle hiçbirisine katılamadım. Sonra her şey denk geldi ve ben kendimi Olivia’s Pizzeria’da buldum dün akşam. İyi ki olmuş o buluşma, bu yazı da onun eseri zaten.

devamı da var »

24 Nis

Zamanın haritası, aksi zamanlar ve günlerin kuruluşu

0

Eduardo Galeano ağzından…

Zamanın Haritası

Dört milyar beş yüz milyon yıl önce, bir yıl eksik bir yıl fazla, cüce bir yıldız bugün yeryüzü ismine karşılık gelen bir gezegen tükürdü.

Dört milyar iki yüz milyon yıl önce, ilk hücre denizden ilk yudumu tattı, hoşuna gitti ve iki tane oldular; birlikte bir şeyler içsinler diye.

Dört milyar küsur yıl önce, daha neredeyse maymun olan erkek ve kadın ayaklarının üzerinde yükseldi ve kucaklaştılar, o durumdayken yüz yüze olmanın mutluluğunu ve paniğini ilk defa yaşadılar.

Yaklaşık dört yüz elli bin yıl önce, kadın ve erkek iki taşı sürttü ve onlara korku ve soğukla mücadelelerinde yardım eden ilk ateşi yaktı.

Yaklaşık üç yüz bin yıl önce, kadın ve erkek ilk kelimeleri söylediler ve anlaşabileceklerine inandılar.

Hâlâ aynı durumdayız: İki olmak isteğiyle, korkudan ölerek, soğuktan donarak kelimeler arıyoruz.
devamı da var »

16 Nis

Kavun tatlı, ben napim?

1

Apple’ın pazarlama başarısı üzerine düşünen, olumlu veya olumsuz fikir bildirenlerin çoğunlukla atladığı ya da bazılarının bilerek göz ardı ettiği çok temel bir husus var; ürünün kendisi. Evet, Apple ürünlerinin ta kendileri!
devamı da var »

13 Nis

biricik*

0

* biricik gibi biricik değil cik biri gibi biricik

12 Nis

Mesel Meselesi

1

Halil Cibran kitabı Gezgin’deki Sibel Özbudun’un önsözünden:

“Mesel” Habeş (mesel, messale), Arami (masla) ve İbrani (maşal) kökenlerinden Arapça’ya aktarılma, dilimize de Arapça’dan geçmiş bir terimdir. Mecaz ve teşbih yoluyla yapılan ve genellikle pratik ya da ahlaki bir ders vermeye yönelen kıyaslamaları ifade eder. Özellikle hayvan ve insan arasında yapılan teşbihler “meseller” faslında önemli bir yer tutmaktadır. Ancak, mesel, bundan ibaret değildir, kuşkusuz. Cansız nesneler, düşsel yaratıklar, tanrılar ya da insanlar arasındaki ilişkileri de sıkça konu alırlar.

Gerek Arap, gerekse Türk yazınında mesel’in en yaygın kullanılışı, “darb-ı meseller” yani atasözleri şeklindedir. Darb-ı meseller genellikle bilinen ya da unutulmuş eski, alegorik bir öykü ve/veya masala (Daha doğru bir deyişle “mesel”e) gönderme yapan, özlü sözlerdir.

Mesellerin biçimlenişinde iki esas akım gözlenmektedir: Grek ve Doğu. Hangisinin önce oluştuğu tartışmalı, ancak karşılıklı etkileşim içinde geliştikleri, kesindir. Ne ki, aralarında, (…) içinde yeşerdikleri toplumsal formasyonların özgünlüğünü yansıtan farklılıklar vardır. Grek çizgisi “Fable” şeklinde gelişirken, Doğu’daki gelişimin “Parable”a daha yakınlık gösterdiği söylenebilir.
devamı da var »

8 Nis

“Dostum” Halil Cibran

0

Aç tırnak işareti,

Dostum, ben göründüğüm gibi değilim. Görüntü kuşandığım bir giysidir ancak– beni senin kuşkularından ve kendi ihmallerimden koruyacak dikkatle dokunmuş bir giysi.

İçimdeki “Ben” sessizlik konağında oturur ve sonsuza kadar orada kalacak, anlaşılmaz ve yaklaşılmaz.

Ne söylediklerime ne de yaptıklarıma inanmanı isterim– çünkü sözlerim senin kendi düşüncelerinden ve işlerim gerçekleştirilen kendi umutlarından başka bir şey değil.
devamı da var »

8 Nis

Bir göz Halil Cibran

0

Göz

Bir gün Göz dedi ki, “Bu vadilerin ötesinde mavi sisle örtülü bir dağ görüyorum. Ne güzel değil mi?”

Kulak dinledi ve bir süre dinledikten sonra dedi ki, “Fakat dağ nerede? Onu işitemiyorum.”

Sonra El konuşup dedi ki, “Ona dokunup hissetmek için boş yere uğraşıp duruyorum ama dağı bulamıyorum.”

Ve Burun dedi ki, “Dağ yok, kokusunu almıyorum.”

Sonra Göz başka tarafa döndü ve diğerleri aralarında Göz’ün garip hayali hakkında konuşmaya başladılar. Ve dediler ki, “Göz’e bir şeyler olmuş olmalı.”

H. C.