İyi akşamlar Jean-Michel!.. Güle güle git, bi’ daha gel!
Dün akşam iyi bir akşamdı. Her akşamdan daha iyi bir akşamdı. Jean-Michel Jarre müziğiyle ve ‘show’uyla renk kattı dün akşama; Kuruçeşme Arena’da.
Turkcell Kuruçeşme Arena’da Jean-Michel Jarre konseri vardı. O ve “saz arkadaşları” sahnedeydi, dört kişilerdi görebildiğimiz kısmında –video ve ‘master’ miksajda artı bir, sahne direktörlüğünde artı bir, altı kişi eder; altı bir. Seçemediklerimi sayamadım.
Yazılar
Gennaration’ın 6. sayı hazırlıkları tamamlanmak üzere. Seçkin bir abone listesine dağıtımı yapılan ve yaratıcı ve uygulayıcı ekibi arasında bulunuyor olmaktan büyük keyif duyduğum Gennaration, “Genna MCG reklam ajansı tarafından yayımlanan aylık reklamcılık gazetesinin ve ona eşlik eden web sitesinin ortak adı.”
Yeni sayıda okurlara bir reprodüksiyon poster hediye edilecek. Gazetenin arka sayfasında 20. yüzyıl başlarındaki ilginç örnekleriyle ekol yaratan Rus posterleriyle ilgili de bir yazı bulunuyor ve posterler sergileniyor.
Özel istek üzerine (Müge Çerman) notlarımdan derlediğim “Ne oldum deme, n’oluyoruz lan de” serisine devam ediyorum.
Aynasında “Aynalardaki şeyler size göründüğünden daha yakındır” yazan bir arabanın içinde, üzerinde “Aşırı sıcaktır ağzınızı yakarsa biz karışmayız” yazan bir kağıt bardakla kahve içerken bulmuşsan kendini, ne oldum deme, n’oluyoruz lan de.
Aslında çoğu film ve dizi senaryolarında kullanılan tanıdık tekniklerin, meraklandırıcı, heyecanlandırıcı, korkutucu, üzücü, sevindirici, şaşırtıcı ve vesaire unsurların, aşktan meşkten, boktan püsürden hadiselerin hepiciğinden harmanlanarak, hesaplı bir tesadüfler zincirinin “güzelce” bağlanmasıyla kotarılmış bir diziydi Lost, şu sıralarda son bölümleri konuşuluyor.
Karanlık çağlardan, antik çağlardan, orta çağlardan, hülasa “bizden” öncesinden bahseden neredeyse her filmin bir bilinmeyeni, bir gizlisi saklısı, bir korkulanı, bir “son rol oyuncusu” olur “yenilecek”. İzlediklerinizi şöyle bir düşünün, bir “canavarı”, bir “şeytanı”, mutlaka uzun kuyruklu bir “ejderi” olmayan kaç …
Ben Baykal ismini ilk defa babamdan duymuştum. Ecevit fanatiklerindendi babam, ondan öncesinde TİP’in eski üyelerinden. Üye dediysem, öyle parti kurucusu olabilecek denli birikime sahip bir fikir adamı değildi, daha çok bir zikir adamıydı; yine de değerli bulurum bunu, kendi dünya görüşüm bağlamında.
O ve onun gibi “solculuğu” yol bellemiş diğer sıradan insanlar yazdılar “Karaoğlan”ı ve “Orta Sol”u dağlara taşlara, çünkü o günlerin CHP’si, dillere ve zihinlere pelesenk olmuş “haksızlıkların” önüne geçebilecekmiş gibi görünen tek kitle partisi görünümündeydi.
Ecevit demek dürüstük demek, …
Benim yazacaklarım kısa; aslında başka bir yere yazıp unuttuğum notlardı bunlar. Sözü ehline bırakmadan burada da değerlendirmek istedim.
“Aslında bütün genellemeler birer önyargıdır. Önyargı ise insan beyninin konforudur.” cümlelerinden “Önyargı insan beyninin konforudur.” sözünü çekip başka ama işe yarar bir genelleme yapmak istiyorum öncelikle.
“İnsanların sizi yanıltmasına izin verecek derecede önyargılıysanız, yanılsamaya teşnesiniz, iletişime değil”; veya özcesi, “Kendi bildiğinizi okuyor olabilirsiniz, karşınızdakini değil.” demişim bir de ama diyememiş de olabilirim.
Neyi diyememiş olabilirim? Sanırım cevabını aşağıdaki yazı veriyor, oldukça ayrıntılı, açık seçik bir …
Aslında başlığımın sonu “başarısı” diye de bitebilirdi, çünkü görünen o; ama bu yazı tam olarak başlığında söylenen şeyin altını beslemek istiyor.
E, bir şey varsa eğer, bunu bir başlıkla ve altına dizilenlerle yok saymak, olmuş bir şeye olmamış gibi, sanki olmaya devam etmiyormuş gibi “çaba” demek mümkün mü? Sorumdaki “olmaya devam etmek” ifadesine dikkat çekmek istiyorum.
Vasat, vasat olmayanın duvarlarına çarpana değin genişleyebilir elbette, o duvara dayanmışsa aşındırabilir de hatta ama işte ben ona “başarı” değil “başarım” diyebiliyorum ancak. Vasat denen şeyi …
Mekanist.net’e yazmaya kurumsal pazarlama iletişimini de kendi başıma yürütmek durumunda olduğum bir restoran zincirinin halkalarıyla ilgili kayıtlar oluşturmak, internet üzerindeki parmak izlerini arttırmak için başladım; bir yılı aşkın bir süre önce. Yaptığım şey tamamen profesyonelceydi ancak sistemin samimiyet anlamında amatörlüğüne gölge düşürmemek için de daha önce yiyip içtiğim başka mekânlardan da bahsetmek ihtiyacı duydum o günlerde. O ihtiyacı duymamın nedenlerinden biri de, benzeri yabancı sistemlerden aşağı kalır bir yanı bulunmayan bu girişime kalemimin yettiği kadarıyla da olsa destek vermek istememdi. …
Apple’ın pazarlama başarısı üzerine düşünen, olumlu veya olumsuz fikir bildirenlerin çoğunlukla atladığı ya da bazılarının bilerek göz ardı ettiği çok temel bir husus var; ürünün kendisi. Evet, Apple ürünlerinin ta kendileri!
* biricik gibi biricik değil cik biri gibi biricik
Kaynağım İnsan blogu, “Profesyoneller”inin arasına beni de ekledi. İzini kaybetmeyi istemeyeceğim, önemli bir yazı oldu benim için. İzi.
