“20. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Lübnanlı Halil Cibran (Gibran Khalil Gibran) Batı dünyasının en çok sözünü ettiği Yakın Doğulu şair ve düşünür olmuştur. İngilizce ve Arapça yazdığı eserleri, Japonca ve Sanskritçe de içlerinde olmak üzere birçok dile çevrilmiştir; Avrupa’da, Arap ülkelerinde, ABD’de her sınıftan milyonlarca kişi tarafından sevilerek okunmuştur. Çağının sosyal çalkantılarla dolu günlerinde düşünceleri Lübnan’daki işçi, öğrenci ve aydın kesimlerince benimsenmiş, bunun kaçınılmaz sonucu olarak da eserlerinin okunması yasaklanmış, kitapları meydanlara yığılarak yakılmıştır. Aynı zamanda ressam da olan Cibran, Fransa’da …
Yazılar
Hatırlamanın estetiği mi olur demeyin… Hani okumaya ara verdiğinizde kitabınızın arasına özenle yerleştirdiğiniz, bir sonraki buluşmanıza kadar kaldığınız sayfayı, satırları sizin yerinize bekleyen, hem sizin hem kitaplarınızın kadim dostları yok mu… Hani cildin üzerinden taşan bir ucu sürekli size göz kırpıp duran, ‘beni oku’ dedirten sevdalısının ağzından. Onlardan bahsediyorum…
Kitaplarına gösterdikleri özenden ötürü sayfalarının bir köşesini kıvırmaktan ısrarla kaçınan, buldukları herhangi bir şeyi kullanarak o işlevi yerine getirenlerden değil, bunun yerine kitap ayraçlarını kullananlardan, kitap okumayı bir ritüel haline getirmişlerin, kullandıkları …
Boyut ve algı…
Bu iki kelime zamanın ve hayatın anlamını arama yoluna çıkanların öncelikle üzerinde düşünmesi gereken kavramlardır. Öncelikle reddedilmesi gerekenlerdir aslında. Aksi durumda boyut ve algı tenis oynar sizinle —buradaki ‘siz’, ‘top’ olarak algılanmalı.
Senindir benden olan
Sen kim
Ben olandır
Benimdir senden olan
Ben kim
Sen olandır
Bir yer varmış bizden içre
Biz yokmuş ki
Kim olandır
Kadın gibi dünler
ve ürkek yarınlarla hem hâl
Bîhaber gelmiş sabahlarda
Ötükenleri duymaz yürek
Hem taşar
Erken bahar tarlasında geceyse eğer
ve eğer susmuşsa her hâl
Gelenle giden bir olmaz
Yeşiller grilenir
Gelincikler siyaha kaçar
Sıradağlar, yalçın dağlar
Bey dağlar
Güzelköy’den değsem size kımıldar mı Kumluca
Sinema endüstrisine fikir ve emek veren kesimin grev rezerviyle yapılamayan A.B.D.”nin en önemli ikinci ödül organizasyonunun septik şaşkınlığı ardından, o vakitler herkesin olacak mı olmayacak mı merakını celbeden Oscar Ödül Töreni dün gerçekleştirilerek kimi yüreklere çağlayan oldu. Kendine özgü bir ritüel halini alan ve Arabistan’a hacı olmaya gidenlerin şeytan taşlamaya uğramadan geçmemeleri gibi olmasa da olur bir ‘Kırmızı Halı’ seremonisi daha, ‘Aktrist’ ve ‘Artist’lerin etrafında tavaf eden medya mensupları ve meraklılarının onlarla aynı havayı soluyabilmek kaynaklı kimi hayran kimi şımarık …
Akıl insana yaşamayı emreder, koşullanmalar ölmeyi. Ölmeye koşullanmıştır bazı insanlar, motive edilirler ölüme. Ölecekmiş gibi yaşarlar ki bu dünyaya sonra ölmek için gelmişlerdir. Ölümden sonrası gözetilerek yaşanır, eğer ölümden sonra iyi bir hayat(!) düşleniyorsa, şekil itibariyle ona göre bir duruş sergilenmelidir, genellikle herkes nasıl duruyorsa.
Çerkes Karadağ, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçılarımızdan. Bu coğrafyanın dünyaya hediyesi insanlarımızdan da denir klasik ifadeyle ama zaten onun sınırları haritaların fiziksel çizgilerini çoktan aşmış durumda. Evrensel sanat diye birşey var ki fotoğraf disiplininde, belki onun işte orada olduğunu söylemek gerekir sadece. Bu bizim tanımımız olmaktan çok öte, fotoğraf sanatına gönül ve emek veren ve onun eserlerini görme şansına erişmiş otoritelerin nitelemesi.
Çerkes Karadağ ile İstiklâl Caddesindeki Megavizyon’un kafesinde görüştük. Aşağıdaki röportaj, kendisinin daha önce Almanca yayınlanan Tour-Key dergisine verdiği, burada ilk …
Sen ki ömrün dünyalara bedel
Ne ömrün kısalır ne dünyan yıkılır
Sen ki ezelden gelen ateşsin
Ne ışığın söner ne sözün yakılır
Hiç, hiç olunabilir mi? Mutlak ‘sıfır’ diye bir şey var mıdır? Fani bedenlerin uzayda kapladığı hacim midir çokluğu oluşturan, yoksa ruhumuzun görünmemezlikten mustarip hiçliği mi daha çoktur. Yok mudur? Hiç midir?
Hiç değilse ne kadardır? Ne kadarız?
Ne ‘kadarsak’, o ‘kadarız’.
Daha askerdeyken kırılmıştı kalemi. Sonraki kış bolşevikliğe yol verecek te oydu zaten. Bir kış günü, Reno On İki’sinin altında bir tankı tahrip edecek güçte bomba patlatanlar tarafından infaz edildi. Görev sona ermişti.
O kış hiç gelmedi…