İzafiyet Teorisi
I.
Ezel ezberi ebede yolcu
Parça bedenlere emanet adım
Kadim ışığı saadete öncü
Sonra sönmüş bir yıldızdım
II.
Hesapsız bir dokunuş
Tende değil sende vardım
Öncelikler haber salmış
Aslen vakit kaybıydım
Yazılar
İstememeyi istemek te
İstemek
İsteme dur
İstemeden de olur
Senin adına düşünülmesi değildir. Gibi düşünmektir.
Gibi düşünülebilmesi için seni tanıyor olmak gerekir. Tanımak ise, yabancılığın kabulünden yola çıkarak samimi bir yola çıkışla bile senle bir olabilmeye doğru adım atmak, sana doğru bir yolculuğa çıkmak diye tanımlanabilirse eğer, empati kurabilmek için yeterli olabilmenin de mümkün olamayacağını düşünebilir miyiz?
Neler etkiler bizi… Neler etkilemez?
Etkilemeyen şeylerin de bir etkisi olmalı ki etkilemedikleri sonucuna vardırıyor bizi nihayetinde. Eh, onlar da etkiler diyebilir miyiz o halde?
Etki, maruz kalınan şeydir denilebilir. Dıştan gelip algı kapımızı çalan, savunma kalkanımıza çarpan, belki duvarı delip içimize giren, belki de içimizde kalmayıp hızla girdiği yerin tersinden çıkarak bizde büyük bir yara, büyük bir boşluk bırakıp giden şeydir, şeylerdir.
Hesaplı muhabbetler piç etti ya hesapsız selamları, artık selam da verilmez mi yoksa selam vere vere çalmalı mı hesap vermeyle bir sorunu olmayanlar yine aslında hesapsız ama hesaplılardan olduğunca nasiplenmiş kapıları…
Çalmalı.
Ancak böyle döner evdeki hesap çarşıdan ki belki biraz yoklamalı sadece. Peşin ödemektense…
Kimsenin kimseye borcu yok. Herkesin herkesten alacağı var ki tahsil edilse bir, kendi kendini doğuran hesapsız ve beklentisiz mutluluklardan boğulur muyuz bilinmez elbet.
Yoksa kapamalı mı tüm kapıları, kabuklar sertleştirilmeli mi…
Gidene kadar beklemek te var serde ama hesabı olanlarla …
Her an
Bir yol ayrımıdır…
Unuttuğun an
Hatırlatır…
Gecenin ilerleyen saatleri sabaha ulaşmış, günün ilk ışıkları şehrin karanlık ufkunda belirdiği halde, binaların sokaklar boyu yükselen gölgeleri aydınlığın yükselmesini engelliyordu.
Doğa çoktan uyanmış, kuşlar bina boşluklarının kuytularından ayrılmış, ağaçlar gece karanlığının ziftinden sıyrılarak tekrar yeşiline bürünmeye başlamıştı.
Yollar bomboş, vitrin ve reklam ışıklarının renkleri arada sırada şehrin derin sessizliğini yırtan bir otomobil sesine eşlik ediyor, o sesin başlangıcından yavaş yavaş kayboluşuna kadar bir süre sonra şehrin ıssız havası tekrar kendini buluyordu.
Hava nemliydi. Yağmur yağmadığı halde, gökle yer bir olmuş gibi aradaki …
Fizikçiydi.
Ufku, Ankara’nın, Türkiye’nin, Avrupa’nın, Amerika’nın.. Dünya’nın boyutlarından çok daha genişti. Kafasında evrenin azamet hesaplarını uçuşturan bir insanın, Ankara’nın toplama, çıkartma, kendi payına daha büyüğü düşecek şekilde bölme, yeri geldiğinde çarpma şeklinde zuhur eden dört işlem hesaplarına dalması beklenemezdi.
Bilen insanın azameti, bildiklerinin azametinin tam tersi, o azameti bir zerreye indirgeyip kendini o zerreden bile daha küçük kılabilmesinden anlaşılır. O zerre, bizim göremeyeceğimiz kadar daha küçük bir boyuta ulaştı şimdi.
Ateş sen,
Çamur ben;
Suyu anladın zaten…
Günümüz toplumunda yaşayan insanların duygu ve düşüncelerini gizleyebildikleri ölçüde her türlü dünyevi ilişkilerinde başarılı olabileceklerine dair bir saplantıları vardır. Düzen zaten böyle işlemektedir ve kanıksamak yerine saplantı dememin nedeni ise, eğer aksi bir davranış biçimi geliştirilmiş olsaydı, bu, en azından bundan daha alçak bir başarı sağlanabileceğinin kanıtı olamazdı.
Toplumu oluşturan her birey, diğerlerine herhangi bir hesabı olmadan yaklaşabilse, duygu ve düşüncelerini gizlemek şöyle dursun, karşısındakilerin de öyle olduğunu bildiğinden çok daha dürüst ve verici tutumlar geliştirebilseydi, bugün nasıl bir dünyada yaşardık …
Bu yazıda, hayatımızı bilgisayara benzetmek, benzettikçe de aslında ne olduğumuzu, ne olmadığımızı; nelere sahip olup, neleri kaçırdığımızı ortaya koymak istiyoruz.
Çokça tespitte bulunmak yerine, bu yazıda sizlerin yorumlarından faydalanmak asıl amacımız. Böylece salt kendi görüşlerimizle odur şudur demek yerine belki de farkında olmadığımız bazı gerçekleri sizlerden katkı alarak paylaşmak ‘en iyisi’ diyoruz ve bu yazı sonuna nakşedeceğiniz surette kendi yazacağınız paragrafları bekliyoruz.
Bu kavramlardan bazıları kendimizden, bazıları ise bilgisayarlardan ilham alıyor. İşte bizim benzetmelerimiz:
Kader
Bilgisayar veya akıllı elektrikli/elektronik aletlerdeki Flash belleği bilirsiniz. Bilmeyenler …
Elektronik Kitap (E-Kitap), çoğumuzun anladığı gibi sadece bilgisayardan okunabilen kitap şekli değil. Böyle bilinmesinin nedeni, E-Kitap görüntüleyen portatif cihazların -aslında aynı isimle yine E-Kitapların- yeterince yaygınlaşmamış olması.
Bu olduğunda, önümüzdeki yıl aynen YTL’nin önünden ‘Y’ harfinin düşecek olması gibi E-Kitap’ların da önünden ‘E’ harfi kalkacak, kitap dediğimizde bu cihazları ifade etmiş olacağız.
Öyle ya, portatif müzik ve video çalarlar, cep telefonları dururken ne diye yaygınlaşsın ki ‘okumayı’ tabana yayabilecek bu tip cihazlar?
Exlibrary’de yayınlanan ve bu soruya cevap veren yazı bağlantılarını yazımın sonunda …