Üstad, A. Selim Tuncer’in Blog’undan alıntıdır. O nerden almış çözemedik ama güzel hikâye; paylaşalım istedik:
Susuzluktan dili dışarı sarkmış bir köpek nefes nefese göletin kenarına su içmeye gelir, fakat içmeden uzaklaşır. Tekrar gelir, suya dilini uzatır, yine içmez. Birkaç kez tekrarlanan bu olayı bir bilge dikkatle izlemekte ve köpeğin bu anlamsız davranışının nedeni anlamaya çalışmaktadır.
Bilge, köpeğin ürkerek neden su içmekten vazgeçtiğini sonunda anlar. Köpek susamıştır, ama gölete geldiğinde sudaki kendi yansımasını görüp korkmakta ve bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır. Sonunda köpek dayanamayıp bir cesaretle kendini gölete atar. Göletin içine girdiğinde kendi yansımasını görmediği için rahat rahat suyunu içer. devamı da var »
Gecenin ilerleyen saatleri sabaha ulaşmış, günün ilk ışıkları şehrin karanlık ufkunda belirdiği halde, binaların sokaklar boyu yükselen gölgeleri aydınlığın yükselmesini engelliyordu.
Doğa çoktan uyanmış, kuşlar bina boşluklarının kuytularından ayrılmış, ağaçlar gece karanlığının ziftinden sıyrılarak tekrar yeşiline bürünmeye başlamıştı.
Yollar bomboş, vitrin ve reklam ışıklarının renkleri arada sırada şehrin derin sessizliğini yırtan bir otomobil sesine eşlik ediyor, o sesin başlangıcından yavaş yavaş kayboluşuna kadar bir süre sonra şehrin ıssız havası tekrar kendini buluyordu.
Hava nemliydi. Yağmur yağmadığı halde, gökle yer bir olmuş gibi aradaki boşlukta ufak su damlacıkları uçuşmaktaydı.
Günün ışımaya başlamasıyla birlikte ıslak yollara yansıyan ışıklar renklerini kaybededursun, hafiften esen rüzgar, yer yer yola dağılmış minik gölcüklerin yüzeylerine üflüyor, onları titretiyordu. devamı da var »
Fizikçiydi.
Ufku, Ankara’nın, Türkiye’nin, Avrupa’nın, Amerika’nın.. Dünya’nın boyutlarından çok daha genişti. Kafasında evrenin azamet hesaplarını uçuşturan bir insanın, Ankara’nın toplama, çıkartma, kendi payına daha büyüğü düşecek şekilde bölme, yeri geldiğinde çarpma şeklinde zuhur eden dört işlem hesaplarına dalması beklenemezdi.
Bilen insanın azameti, bildiklerinin azametinin tam tersi, o azameti bir zerreye indirgeyip kendini o zerreden bile daha küçük kılabilmesinden anlaşılır. O zerre, bizim göremeyeceğimiz kadar daha küçük bir boyuta ulaştı şimdi.
Günümüz toplumunda yaşayan insanların duygu ve düşüncelerini gizleyebildikleri ölçüde her türlü dünyevi ilişkilerinde başarılı olabileceklerine dair bir saplantıları vardır. Düzen zaten böyle işlemektedir ve kanıksamak yerine saplantı dememin nedeni ise, eğer aksi bir davranış biçimi geliştirilmiş olsaydı, bu, en azından bundan daha alçak bir başarı sağlanabileceğinin kanıtı olamazdı.
Toplumu oluşturan her birey, diğerlerine herhangi bir hesabı olmadan yaklaşabilse, duygu ve düşüncelerini gizlemek şöyle dursun, karşısındakilerin de öyle olduğunu bildiğinden çok daha dürüst ve verici tutumlar geliştirebilseydi, bugün nasıl bir dünyada yaşardık bilemeyiz. Kaos mu doğardı yoksa kendi kendini doğuran hesapsız ve beklentisiz mutluluklardan boğulur muyduk bilinmez.
devamı da var »
Bu yazıda, hayatımızı bilgisayara benzetmek, benzettikçe de aslında ne olduğumuzu, ne olmadığımızı; nelere sahip olup, neleri kaçırdığımızı ortaya koymak istiyoruz.
Çokça tespitte bulunmak yerine, bu yazıda sizlerin yorumlarından faydalanmak asıl amacımız. Böylece salt kendi görüşlerimizle odur şudur demek yerine belki de farkında olmadığımız bazı gerçekleri sizlerden katkı alarak paylaşmak ‘en iyisi’ diyoruz ve bu yazı sonuna nakşedeceğiniz surette kendi yazacağınız paragrafları bekliyoruz.
Bu kavramlardan bazıları kendimizden, bazıları ise bilgisayarlardan ilham alıyor. İşte bizim benzetmelerimiz:
Kader
Bilgisayar veya akıllı elektrikli/elektronik aletlerdeki Flash belleği bilirsiniz. Bilmeyenler için söyleyelim; programcısı tarafından önceden tanımlanmış birtakım komutlar, o cihaza yaptırılmak istenen hareketleri belirler. Böylece harici bir komut ve katkı olmaksızın o cihaz, Flash bellek sayesinde görevini bihakkın yerine getirir. Sizce vücudumuzda Flash bellek görevini yerine getiren bir uzuv veya herhangi bir organımızda saklı bir alan veya bizim dışımızdaki bir bilgiişlem merkezinde bizi yöneten önceden tanımlı komutlar mevcut mu? devamı da var »

Elektronik Kitap (E-Kitap), çoğumuzun anladığı gibi sadece bilgisayardan okunabilen kitap şekli değil. Böyle bilinmesinin nedeni, E-Kitap görüntüleyen portatif cihazların -aslında aynı isimle yine E-Kitapların- yeterince yaygınlaşmamış olması.
Bu olduğunda, önümüzdeki yıl aynen YTL’nin önünden ‘Y’ harfinin düşecek olması gibi E-Kitap’ların da önünden ‘E’ harfi kalkacak, kitap dediğimizde bu cihazları ifade etmiş olacağız.
Öyle ya, portatif müzik ve video çalarlar, cep telefonları dururken ne diye yaygınlaşsın ki ‘okumayı’ tabana yayabilecek bu tip cihazlar?
Exlibrary’de yayınlanan ve bu soruya cevap veren yazı bağlantılarını yazımın sonunda bulabilirsiniz. Ben bu yazıda şeytanın avukatlığına soyunacağım.
devamı da var »

Bir kitabın ilk baskı tirajı, kitaptan kitaba değişmekle birlikte, -ülkemizdeki genel uygulamaya göre- 2000 adettir. Satış kaygısı hesaba katıldığında 1000 veya 500 adet baskı da yapılmakla birlikte, popüler yazar kitaplarının maliyetini düşürerek ucuza satmak için başvurulan yüksek tirajlı baskılar ise bir seferinde yüzbin adete kadar çıkmaktadır.
Biz sıradan bir kitabı (sıradanlığı kitaplığından değil de sayfa sayısı, kâğıt gramajı ve tirajından kaynaklansın) ele alalım.
2000 adet kitap, tanesi ortalama 300 gramdan 600 Kg. eder. Yanisi 0,6 Ton!
Çevre ve Orman Bakanlığı web sitesinde bulunan ve Prof. Dr. Mustafa Öztürk tarafından 2005 yılında kaleme alınan yazıda belirtilen verilere göre;
Bir Ton kâğıt, 2,4 ton odundan yapılıyor. 2,4 ton odun elde etmek için ise 17 yetişkin çam ağacının kesilmesi gerekiyor. O bir ton kağıdı elde etmek için ayrıca 440 ton su ve 7600 kWh elektrik enerjisi kullanılıyor.
devamı da var »
Farketsek te farketmesek te, hepimiz birşeylerden yanayız, tarafız. Hayatının şu veya bu döneminde birşeylere taraf olmamış, olmayan kimse yoktur. Yanlış anlaşılmasın, ki bu yazı zaten böyle bir ahkâm kesecek, -taraf olmakla- taraftar olmak kastedilmemekte. Taraftarlıktan da takım tutmayı kastetmek istemiyoruz. Hoş, öyle okunmasının da bir mahsuru yok anlam açısından.
Özgürlükten yanayız, demokrasiden yanayız, laiklikten yanayız, cumhuriyetten yanayız, ikinci cumhuriyetten yanayız, üçüncü cumhuriyetin hazırlıklarına şimdiden başlamak gerektiğinden yanayız, islamdan yanayız, ılımlı islamdan yanayız, dinden yanayız, imandan yanayız, başka dinden yanayız, dinsizlikten yanayız, ordudan yanayız, yine ordudan yanayız, sevgiden yanayız, ışıktan yanayız, ırkçılıktan yanayız, insanlıktan yanayız, vatanseverlikten yanayız, vatansızlıktan yanayız, globalleşmeden yanayız, globalizmden yanayız, dünyadan yanayız, öbür dünyadan yanayız, evrenden yanayız, devrimcilikten yanayız, statükodan yanayız, sosyalleşmekten yanayız, yalnızlıktan yanayız, iyilikten yanayız, kötülükten yanayız, yeşilden yanayız, beyazdan yanayız, tüm renklerden yanayız, hiçbirşeyden yana olmamaktan yanayız, yanayız da yanayız.
Ama herşeyden önce kendimizden yanayız. Kendimizden tarafız.
devamı da var »


